Genel Çevre Sorunları
Hızla artan dünya nüfusu, plansız endüstrileşme ve sağlıksız kentleşme
GENEL ÇEVRE SORUNLARI Hızla artan dünya nüfusu, plansız endüstrileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar verimi artırmak macıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve deterjan gibi kimyasal maddeler giderek çevreyi kirletmeye başlamış, bunun sonucu olarak,büyük oranda kirlenen hava, su ve toprak canlılar için zararlı olabilecek boyutlara ulaşmıştır. Endüstrileşme ve bu yolla "Milli Gelir"in artırılarak hayat standardının yükseltilmesi, gelişmekte olan bir çok ülke tarafından öncelikli olarak ele alınmaktadır. Artan nüfusun ihtiyaçlarına karşılamak amacıyla ne pahasına olursa olsun üretim anlayışı, zamanla yerini "Çevre Bilincine" bırakmaya başlamış, tasarruf tedbirlerini gündeme getirmiştir. Çevreye yapılan yoğun baskılar ve kirlenmenin sınır tanımadığı gerçeğinden hareketle "Birleşmiş Milletler Çevre Teşkilatı" tarafından, 1972 yılında Stockholm'de düzenlenen "Dünya Çevre Sorunları Konferansı"yla, çevre konusu ilk kez uluslar arası düzeyde ele alınmış olup, bu konferansın sonucunda çevre konuları tüm dünyada iyice duyulmuş ve bu sorunlara değinilmeye başlanmıştır. Stockholm Konferansının ortaya çıkardığı "TEK DÜNYA" görüşü gelişerek, Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından hazırlanan "Ortak Geleceğimiz" adlı raporda gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını dikkate alan, "Sürdürülebilir ve Dengeli Kalkınma"nın gerekliliği vurgulanmıştır. Hava Kirliliği Hava kirliliği, havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek ya da yaşamdan maddi nesnelerden yararlanılmasını engelleyecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. Havanın tabii bileşimini değiştiren gaz, sıvı veya katı halde bulunabilen kimyasal maddelere hava kirleticileri adı verilmektedir. Gaz dışındaki kirleticiler havada aerosol halde olup, bazıları sis, mist, duman gibi özel adlar ile adlandırılmaktadır. Çevre havasında hava kirleticilerinin miktarının artması, hava kalitesini azaltmaktadır. Hava kalitesi sınır değerleri, insan sağlığının korunması amacıyla çevrede kısa ve uzun vadeli olumsuz etkilerin ortaya çıkmaması için atmosferdeki hava kirleticilerin bir arada bulunduklarında, değişen zararlı etkileri de göz önüne alınarak tespit edilmiş derişimlerle ifade edilen seviyelerdir. Genellikle hava kalitesi sınır değerleri; hava kirleticilerin düşük miktarlarının uzun sürede solunmasıyla ortaya çıkan kronik etkiler için verilen üst sınır değerleri gösteren uzun vadeli sınır değerler (UVS) ve kısa sürede hava kirleticilerin yüksek derişimlerinin solunmasıyla ortaya çıkan kısa süreli akut etkiler için verilen sınır değerleri gösteren kısa vadeli sınır değerler (KVS) olmak üzere iki başlık altında değerlendirilmektedir. Yerel ölçekte özellikle şehirlerdeki hava kirliliği problemleri birbirinden oldukça farklıdır ve topografya, nüfus, meteoroloji, sanayileşme seviyesi ve hızı ile sosyo-ekonomik gelişmeden oluşan bir dizi faktör bu farklılığa yol açar. Ayrıca, şehir nüfusundaki büyüme ile hava kirliliğine maruz kalan populasyonun artması, bu problemi daha ciddi bir hale getirmektedir. Hava Kirliliğinin Etkileri İnsan Sağlığına Etkiler Geleneksel hava kirleticilerin çoğu, solunum ve kardiyovasküler sistemleri direk etkiler. Hastalık, ölüm ve akciğer fonksiyon bozukluklarındaki artışlar SO2 ve partikül madde düzeylerindeki artışlarla ilişkilidir. NO2 ve ozon da solunum sistemini etkiler, bunlara akut maruz kalma iltihaplı (enflamatuvar) hastalık ve geçirgenliğe duyarlılık , akciğer fonksiyon bozuklukları ve nefes borusu reaktivitesinde artışlara neden olur. Ozonun aynı zamanda göz, burun ve boğazı tahriş ettiği ve baş ağrılarına neden olduğu bilinmektedir. CO hemoglobine bağlanabildiğinden ve kandaki oksijenin yerini alır, bu da kardiyovasküler ve sinirsel davranış problemlerine yol açar. Kurşun kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin sentezini engeller, karaciğer ve böbrekleri bozar ve nörolojik zararlara yol açar. Hava kirliliğinin doğrudan insan sağlığına etkileri, kirliliğe maruz kalınan süre ve yoğunluk ile ilgili nüfusun genel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Çocuklar ve yaşlılar, solunum ve kardiyovasküler hastalığı olanlar, alerjik olanlar ve egzersiz yapanlar gibi nüfustaki bazı gruplar daha çok risk altındadır. Bitkilere ve Yapılara Etkiler Kükürt ve azot oksitleri asidik birikimin temel bileşenleridir. Uzun süreli taşınımları kara ve su eko sistemlerinde olumsuz etkilere yol açan toprak ve suların asidifikasyonuna yol açmaktadır. SO2 ve ozon bitkilere zararlıdır, özellikle ozon ürün kayıpları ve ormanlara zarar vermektedir. Bunlar kloroplastların sayısında azalma ile renk solması veya sararma, dış epidermal tabakanın tahribatı neticesinde yaprak yüzeylerinin parlaklaşması veya yüzeyde benekleşme şeklinde fiziksel etkiler veya mekanizmalarında aksaklıklar gibi fizyolojik ve biyokimyasal etkilerdir. SO2 atmosferde veya metal yüzeylerinde sülfürik asit oluşturmak suretiyle metallerin korozyon hızlarının artmasına neden olmaktadır. SO2'nin yapılar üzerine etkisi, kireçtaşı ile reaksiyona girerek suda çözünebilen, dolayısıyla yapılarınn zamanla yıpranmasına yol açan maddeleri meydana getirme şeklindedir. Ozonun en önemli etkisi kauçuk materyallerini çatlatma şeklindedir. SU 1-Suyun Tanımı: Su, renksiz kokusuz ve tatsız bir sıvıdır. Doğada kendiliğinden bulunan ve oksijen ile hidrojenin bileşiminden oluştuğu bilinmekte ve yaşamın temel kaynağını oluşturmaktadır. Çok kalın tabakalar halinde suyun rengi gök mavisidir. Susuz yaşam mümkün değildir. İnsan gıda almadan haftalarca yaşayabilir, fakat su içmeden ancak birkaç gün yaşamını sürdürebilir. Bu yüzden içme ve kullanma suyu sürekli ve güvenilir bir şekilde temin edilebilmelidir. Yeryüzündeki suların çok büyük bir kısmı bir biriyle bağlantı halinde olduğundan herhangi bir bölgedeki değişim ve birikim sistemlerdeki etkileşim aracılığı ile başka bölgelerde etkisini gösterebilir. Su gerek içme, günlük kullanım, tarımda kullanım ve gerekse sanayi de kullanım ihtiyacından dolayı yaşamın temel ihtiyacıdır. İçerdiği biyolojik potansiyel ile gıda ihtiyacının çok büyük bir kısmını da karşılamaktadır. Ayrıca, pek çok madde için çözücü bir ortamdır. Su, doğada katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç halde bulunur. Bilinen tüm sıvılar içinde en yüksek gerilime sahiptir. Bu özelliği, yağmur damlacıklarının oluşumu açısından önem taşımaktadır. Yine tüm sıvılar içerisinde suyun buharlaşma ısısı en yüksektir. Yüksek özgül ısısıyla birlikte bu özellikler suyu yeryüzündeki iklimsel farklılıkların belirleyicisi durumuna getirir. 2- Su Kirliliğinin Tanımı: Su kaynağının kimyasal, fiziksel , bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında balıkçılıkta, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji boşaltılması sonucu niteliklerin kaybedilmesi olarak tanımlanabilir. Suyun kirlenmesi, su ekosistemlerinin etkilenmesine, dengelerin bozulmasına ve giderek doğadaki tüm suların sahip olduğu kendi kendini temizleme kapasitesinin azalmasına hatta yok olmasına sebep olur. İç suların (nehirler, doğal ve yapay göller) kalitesi 20 parametreye (pH, oksijen, askıda ve çözünmüş katı madde, nitrat, fosfor, amonyum, fekal koliform ve bazı ağır metaller) göre değerlendirilmiş ve dört kalite sınıfına ayrılmıştır. Suların kirlenmesi bu kalitelerin değişmesine sebep olmaktadır. Bu sınıflar şunlardır: I. Sınıf: yüksek kaliteli su, II. Sınıf: Az kirlenmiş su, III. Sınıf:kirlenmiş su, IV. Sınıf: Aşırı kirlenmiş su. Mesela; 1990'ların ortasında, kirlenmiş nehir suları (IV. Sınıf) çoğunlukla Türkiye'nin batısındaki dört nehir havzasında bulunmaktaydı: Meriç ve Susurluk (Marmara Bölgesi), Gediz (Ege Bölgesi) ve Sakarya (Orta Anadolu Bölgesi). İlgilenilen temel kalite kriterleri çözünmüş oksijenin azlığı (veya biyokimyasal veya kimyasal oksijen ihtiyacının yüksekliği), fosfat, amonyak, nitrat ve ağır metallerdir. 1980'de ölçülen eğilimler Gediz'de çok fazla BOl artışı göstermektedir, değer 1995 yılında 30 mg 02/litre'ye ulaşmıştır (IV. Sınıf). Gediz ve Sakarya'da fekal koliform konsantrasyonları da çok yüksektir (IV. Sınıf). Su kalitesi doğal ve yapay göllerde izlenmektedir. 1980'den 1995'e kadar olan eğilimler Gala Gölü'nde (Marmara Bölgesi) ortofosfat miktarlarında değişimler göstermektedir. Sıkça 0.65 mg P/litre üzerindeki pik değerleri (IV Sınıf) ve yüksek konsantrasyonla askıda ve çözünmüş katı madde ile karşılaşılmaktadır. Altınapa Gölü'nde (Karadeniz Bölgesi) 1980-1995 döneminde 1.3 mg N/litre (III. Sınıf) değerine varan yüksek amonyum konsantrasyonları görülmüştür. 3- Kirletici Kaynaklar: Her türlü insan ve teknoloji hareketleri sonucunda oluşan atık maddeler kirletici kaynakları oluşturmaktadır. Bunlar: Evsel atıklar: Mutfak atıkları, poşet, deterjan, kağıt ve tuvalet atıkları Sanayi Atıkları: Radyoaktif maddeler, soğutma suları, moloz, teneke ve plastik, demir ve kimyasal maddeler, baca çıkış gazları, sintine ve balast. 4-Su Kirliliğinin Oluşturduğu Hastalıklar: Atıksulardan insanlara bulaşabilecek belli başlı hastalıklar şunlardır; kolera, sanlık, tifo, ishal, amipli, dizanteri, basilli dizanteri, paratifo, çocuk felci, tularemi, mantar, uyuz, trohom, tifüs, mafsal humması, beyin iltihabı, filarrasis, sıtma ve san humma.
Bu hastalıklardan; Kolera, sanlık, tifo ve ishalde bu hastalıkları yapan mikroorganizmaların yaşadığı ortam doğrudan atık ve pis sulardır. Amipli dizanteri, basilli dizanteri ve paratifo hastalıklar da genellikle atıksulann taşıyıcılığı ile insanlara bulaşan hastalıklardır. Bu hastalıklar hemen hemen bütün ülkelerde yaygındır. Atıksulann içme suyu kaynaklarına karışması yoluyla insanlara bulaşmaktadır. Çocuk felci ve tularemi denilen ateşli hastalıklann da muhtemel olarak taşıyıcıları atıksulardır. İstenildiği kadar temiz çevre sağlanırsa sağlansın içme sularının yeteri kadar temiz olmadığı, atıksularla kanştığı yerlerde görülen hastalıklardan bir diğer grubu da mantar, uyuz, tifüs ve trahom hastalıklarını oluşturmaktadır. Bunlardan trahom yine atıksularla bulaşan ve körlüğe neden olan bir hastalıktır. Mafsal humması, beyin iltihabı, filarrasis, sıtma ve san humma hastalıkları yapan mikroorganizmalar için de kirli sular iyi bir yaşama ve çoğalma ortamıdır. Bu hastalıklar, kirli sulardan kaynaklanan sivrisinekler yoluyla insanlara bulaşmaktadır. Yukanda sayılan tüm bu hastalıklar sonuçlan sakatlığa ve ölüme kadar varabilen, tehlikeli ve sakınılması gereken hastalıklardır. SUYUN ROLÜ HASTALIK NOT Hastalık yapan mikroorganizmanın doğrudan taşıyıcısı KOLERA Klasik su ile geçen en uygun hastalık BULAŞICI SARILIK 1975 Delhi'de 100 000 hadise meydana gelmiştir. TIFO-ISHAL XIX. yüzyılın en salgın hastalığı Ekseriye suyun taşıyıcı Olduğu haller AMPILLI DİZANTERİ Bütün ülkelerde yaygındır. BASİLLİ DİZANTERİ Atıksu tesislerinin içme suyu tesislerini Kirletmesi ile oluşur.
PARA TİFO Tifodan daha hafiftir. Muhtemel taşıyıcı Ortam olabilir. OMURİLİK ILTABI (Çocuk felci) Hastalık yapan virüs ev kullanılmış sularda bulunur.
TULAREMI(ateşli bir Hastalık) Temiz çevre fakat Yetersiz emniyetli su tesisleri KANCALI KURT-MANTAR-UYUZ TROHOM 150x106 fazla görme nok.Vakkası TİFÜS Bakteriler için yaşam Ortamı. MAFSAL HUMMASI Sivrisinek BEYİN ILTABI Sivrisinek FILARRASIS(Kan ve Bağırsak parazitlerinin yaptığı hastalık) Sivrisinek SITMA Sivrisinek SARI HUMMA Sivrisinek
Bu hastalıkların bulaşma riski, atıksu ile korunmasız temastan (çıplak el, veya vücudun herhangi bir bölgesi) ya da su ile taşınan bulaşıcı mikroorganizmaların vücutta bulunan kesik-çizik gibi yaralı kısımlardan içeriye girmesinden kaynaklanır.
TOPRAK TOPRAK KİRLİLİĞİNİN TANIMI: Yirminci asrın başından itibaren intinsif tarıma geçilmesi ve sanayileşmenin hızlanması ile birlikte toprak kirliliği de ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha önceki asırlarda kullanılan güç ve enerji kaynaklarının yetersiz olması, nüfusun azlığı, endüstrileşmenin henüz inkişaf etmemesi sebebiyle, diğer çevre faktörlerinde olduğu gibi toprakta da her hangi bir kirlenme söz konusu değildir. Özellikle 20. yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile tarımsal ve diğer alanlarla ilgili sanayilerin hızlı gelişmesi, teknolojinin inanılmaz derecede ilerlemesi, ve çeşitlenmesine paralel olarak kirliliği de hızlandırmıştır. Bugün toprak kirliliği; insanın önünde duran, gün geçtikçe daha da girift bir hal alacağı görülen önemli ve büyük çevre problemlerinden birisini teşkil etmektedir. TOPRAK KİRLİLİĞİNİN ÇEŞİTLERİ: EROZYON: Yer yüzünde görülen evrensel bir sorundur. Toprakların bulundukları yerden kaldırılıp başka bir yere kaldırılması hadisesine erozyon denilmektedir.
GÜBRELER VE GÜBRELEME:Bilimsel esaslara uygun olmayan gübreleme ve bitkilerin ihtiyacından daha fazla verilen gübreler geniş oranda toprak kirliliği yaratmaktadır. Ayrıca toprakla yakından ilişkili olan bitkiler ve sular gibi diğer çevre faktörlerinde büyük ölçüde kirlilik problemlerine neden olmaktadır. Gübreler ve gübrelemenin toprakta meydana getirdiği kirlilik problemlerini aşağıdaki başlıklar altında incelemek mümkündür.
a. TOPRAK STRÜKTÜRÜNÜN BOZULMASI; b. TOPRAK REAKSİYNUNUN DEĞİŞMESİ; c. TOPRAKTA MEVCUT OLAN ELEMENTLERİN DENGESİNİN BOZULMASI; d. TOPRAKTA MAKRO VE MİKRO FAUNANIN ZARAR GÖRMESİ; 3 PESTİSİTLER:İntensif tarım sisteminin bölümlerinden biriside zirai mücadeledir. Bu mücadele ise Pestisit uygulaması ile gerçekleşmektedir. Pestisit uygulamaları son yarım asırlık sürede hızla artmıştır. Bilimsel esaslara riayet edilmeden kullanılan bu maddeler önemli ölçüde toprak kirliliği yaratmaktadır. 4 SULAMADA KULLANILAN ARITILMAMIŞ ATIK SULAR: Toprakların kirlenmesinde çok önemli bir etkende arıtılmamış atık suların, doğrudan ve dolaylı olarak sulamada kullanılmasıdır. Arıtılmamış atık sular iki guruba ayrılmaktadır. ARITILMAMIŞ EVSEL ATIK SULAR VEYA LAĞIM SULARI: ARITILMAMIŞ ENDÜSTRİYEL ATIK SULAR 5 ÇÖPLER VE ÇÖPLÜKLER: Çöpler içerisine pek çok madde girmektedir. Çeşitli gıda atıkları, gıdaların hazırlanması sırasında meydana gelen atıkları, çeşitli organik ve mineral menşeli atıklar, kağıt atıkları, sentetik maddeler,cam kırıkları, tekstil kökenli atıklar, iş yeri ve mesken süprüntüleri ... vb. bir çok maddeler çöpleri teşkil etmektedir. Çöpler içerisinde yer alan bu atıklar nüfus yoğunluğunun artması ve hayat standartlarının yükselmesi ile büyük boyutlara ulaşmaktadır. Buna bağlı olarak bu maddeler ile meydana gelen toprak kirliliğide o oranda genişlemektedir.
6 ENDÜSTRİYEL ATIKLAR:Gerek tarım toprakları gerekse tabii ekosistem içerisinde yer alan tüm topraklar endüstriyel atıklardan çeşitli yollarla olumsuz olarak etkilenmekte ve kirlenmektedir. 7 MADEN VE MADEN OCAKLARI:Madenler endüstrinin ham maddesini oluşturmaktadır. Madenin işletilmesi sırasında yapılan kazı ve harfiyatlar ile maden cevherinin ayıklanması ve konsantre edilmesi sırasında meydana gelen büyük miktardaki taş, toprak, çakıl, madensel kalıntılar vs. çeşitli toprak sahlarına aktarılmaktadır ve bunun sonucunda toprak kirliliği ortaya çıkmaktadır.
8-YOL YAPIMLARI VE İNŞAAT FAALİYETLERİ: Yol yapımı faaliyetleri özellikle ülkemiz gibi çok dağlık ve engebeli arazilerde bir hayli önemli toprak kirleticisi olarak ortaya çıkmaktadır. Çukurda kalan yerleri doldurmak üzere tarıma elverişli yüzey topraklarının iş makinaları ile kazılarak taşınması ve dağlık, engebeli kısımların yarılması ile elde edilen tarıma elverişli olmayan çeşitli materyallerin geniş toprak sahalarına nakledilmesi, iki türlü toprak kirliliği meydana getirmektedir. Her iki durumda da bitkilerin yetiştirilmesi imkansız hale gelmektedir.Yol yapımı ve bu yapım içerisindeki inşaat ameliyeleri ile konut ve endüstri kollarda yapılan inşaat işlemleri de toprakların kirlenmesine sebep olan çeşitli maddeler üretmektedir. İnşaat harfıyatlarının temiz toprak sahalarına taşınması, çimento, kireç kalıntıları gibi atıklar önemli kirletici unsurlar olmaktadır. Özellikle tuğla imalatı ülkenin her tarafında topraklar üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Tuğlanın ham maddesi topraktır. İmalatçılar bu toprağı tarıma en uygun olan, derin birinci sınıf arazilerden temin etmektedirler. Böylece bu arazilerin yerinde aşırı derecede kirlenmiş, tarıma kazındırılması imkansız olan. toprak alanları kalmaktadır. Bu faaliyet hızım ve alanım hızla genişletmektedir. 9-RADYO AKTİF MADDELER: Dünyanın birçok ülkelerinde askeri ve sivil nükleer enerji kaynak ve programları binlerce ton yakıt posası ve atık bırakmaktadır. Bunlar biyosferi binlerce yıl sürecek kirlenmelere itmektedir. Diğer çevre faktörlerinin yanında topraklarda bu kirlenmeden nasibim almaktadırlar.Topraklar radyoaktif maddeler için geniş kapsam ve kapasiteli bir alıcı görevi yapmaktadır. Radyoaktif maddelerin tarımsal açıdan zararlı olan formu genellikle nükleer haldeki materyallerdir. Bu durum her zaman vaki 'olan bir olay değildir. Çünkü bir harb halinde nükleer silahların kullanılması veya bir nükleer reaktörün kaza sonucu patlaması, yanması ya da sızıntı yapması sonucu radyoaktif maddeler toprağa intikal etmektedir. Bu gibi hadiselerin vukuunda iyi bir radyoaktif madde alıcısı olan topraklar geniş oranda kirlenmektedir. Bu kirlilik uzun süre kalıcı olmaktadır. Bu tür kirlilik her türlü canlılar ve özellikle de insanlar için tehlikeli ve öldürücüdür. Radyasyon kansere yol açmaktadır. Radyoaktif maddeler topraktan bitkilere intikal etmekte ve gıdalarla insanlara geçmektedir. En son büyük kirlenme olayı Çernobil kazası ile yaşanmıştır.
10-ASİT YAĞMURLARI: Günümüz dünyasında sanayiinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan baca ve diğer emisyonlar çok hızlı ve tehlikeli boyutlarda artmaktadır. Atmosfere intikal eden bu emisyonlar asit yağmurlarının oluşmasına sebep olmaktadır. Bilhassa SO^, N0x, HF, HCI, HN03 gibi gazlar asit yağmurlarının teşekkülünde esas faktörler olarak rol oynamaktadırlar. S0ı gazı yalnız baca emisyonları ile değil aynı zamanda linyit kömürü ve bakır işletmeleri sırasında da atmosfere karışmaktadır.Atmosfere karışan bu gazlar hem istihsal edildikleri çevrede hem de rüzgarların taşıması ile geniş alanlarda etkili olmaktadır. Bunlar oluşturdukları asit yağmurları ile toprağa ve bitki yüzeylerine bulaşmaktadırlar. Bitkilerde doğrudan zararlı hatta öldürücü etki yaptıkları gibi topraktan bitkiye geçerek de zararlı olmaktadırlar. Asit yağmurları toprak PH sinin değişmesine yol açmaktadır. Bu değişmeler ani olduğu gibi süreklilik de arz etmektedir. Her iki durumda da toprakta bir kısım dengelerin bozulmasına ve bitkilerin zarar görmesine sebep olmaktadır. Ayrıca asit yağmurları sonucu toprakta bakır, demir ve flor birikimleri ortaya çıkmaktadır. Bu birikimler de aynı şekilde toprakta denge bozulmalarına ve doğrudan veya dolaylı olarak toprak biyolojisine ve tarım ürünlerine olumsuz etkilerde bulunmaktadır.
11-ÇORAKLAŞMA: Genel olarak dünyanın kurak ve yarı kurak bölgelerinde meydana gelmektedir. Bu gibi bölgeler ise dünya yüzeyinin büyük bir kesimini oluşturmaktadır. Çoraklaşmayı meydana getiren faktörleri şöylece belirtmek mümkündür. Bilimsel esaslara riayet edilmeden gereğinden fazla ticari gübre kullanılması, bitkinin ihtiyacının çok üzerinde sulama suyu verilmesi, sulamada tuz muhtevası yüksek olan kalitesiz sulama suyu kullanılması, sulama ve drenaj kanallarının toprak olması sebebiyle suların derinlere sızması, düz ve düze yakın arazilesrde taban suyunun yüksek olması, tabii arenanın bozuk olması, teknik drenaj sistemlerinin kurulmasının pahalı ve zor olması iklimin kurak ve yarı kurak olması nedeniyle buharlaşmanın yüksek olması, çoraklaşmanın oluşumunu sağlamaktadırlar.Çoraklaşma toprak kirliliğinin en önemli faktörünü teşkil etmektedir. Zira çoraklaşma pek çok verimli araziyi adeta bir çöle çevirmekte böylece tarıma elverişli arazi miktarım azaltmaktadır. Çoraklaşan sahalarda bitki gelişmesi büyük zarar görmektedir. Tuz konsantrasyonu yükseldiği için bitkiler ihtiyaçları olan suyu alamamaktadırlar. Bitkilere toksik etki yaparak onların yanmasına neden olmaktadır. Çoraklaşma ile toprakta bitkilere öldürücü etki yana bor birikimi ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde toprakta birikim yapan sodyum, toprağı dispers ederek strüktürü bozmaktadır. Topraktaki makro ve mikroorganizmaların faaliyetlerini sınırlandırarak veya tamimiyle engelleyerek toprak verimlilik kapasitesini düşürmektedir. Diğer yandan çoraklaşma bir yandan dolaylı veya doğrudan hava kirliliği meydana getirirken bir yandan da su kirliliği meydana getirmektedir. GÜRÜLTÜ 1-GÜRÜLTÜNÜN TANIMI : Gelişigüzel bir yapısı olan bir ses spektrumudur. Subjektif olarak istenmeyen ve hoşa gitmeyen rahatsız edici sestir. Ses siddetinin ölçüm birimi "Desibel" dir.(dBA) 2-GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİNİN TANIMI : İnsan sağlığı ve konforu üzerindeki etkileri, işitme hasarları şeklinde görülen fiziksel tesirleri, vücut aktivitesinde görülen fizyolojik tesirleri, rahatsızlıklar gürültü kirliliğinin sonucudur. 3-GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİNİN ÇEŞİTLERİ: Trafik Gürültüsü ( Araç,araçların egzoz ve korna sesleri) Sanayi Gürültüsü (Şehir içindeki Büyük işletmeler ) İnşaat Gürültüsü ( Hafrriyat kamyonları, temel kazma işlemleri ve diğer inşaat faaliyetleri.) Yerleşim alanlarındaki küçük işletmelerin Gürültüsü (Marangozhaneler, soğutma üniteleri, doğrama atölyeleri, Ofset ve matbaalar.) Müzikli eğlence yerleri Gürültüsü (gazino, bar, disko ve diğer içkili müzikli eğlence yerleri)
KATI ATIKLAR GENEL BİLGİLER ATIK TÜRLERİ VE TANIMLARI a) KATI ATIK: 14.03.1991 tarih ve 20814 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe giren Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği'nde Katı Atık tanımı "Üreticisi tarafından atılmak istenen ve toplumun huzuru ile özellikle çevrenin korunması bakımından düzenli bir şekilde bertaraf edilmesi gereken katı maddeler ve arıtma çamurlarını (iri katı atık, evsel katı atık, vb.) ", b) TEHLİKELİ ATIK: 27.08.1995 tarih ve 22387 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe giren Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği' ndeki tanımı "Ek-1'e göre atık kapsamında olan ve Ek-5 ve Ek-6' da yer alan ve/veya Ek-7' de belirtilen tehlikeli özelliklerden bir veya birkaçını taşıyan atıklar ile bu atıklarla kirlenmiş olan maddeleri, c) ZARARLI MADDE: 11.07.1993 tarih ve 21634 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe giren Zararlı Kimyasal Madde ve Ürünlerinin Kontrolü Yönetmeliği' ndeki tanımı ile Ek-II' deki özelliklerden herhangi birine sahip olmaları kaydı ile Ek-II' de verilen ve çevrenin korunması amacıyla yayımlanan tebliğlerde yer alan, her cinsten kimyasal element, bunların bileşikleri ve karışımları, d) TIBBİ ATIK: 20.05.1993 tarih ve 21586 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe giren yürürlüğe giren Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği' ndeki tanımı hastaneler, tıbbi tahlil v.b. yerlerden kaynaklanan patolajik ve patolojik olmayan, enfekte, kimyasal ve farmasotik atıklar ile kesici-delici malzemeler ve sıkıştırılmış kapları ifade eder.
Yazdırılabilir
Sayfa |
Word'e
Aktar |
Tavsiye
Et
ÇED ve Çevre Şube |
En Çok Okunan Haberler |
|
|
|
|